En Mutlu Eden Meslekler

Yüksek Lisans gerekli mi?

Ne için? İş garantisi istiyorsanız, onu vermez. Ama, evet, bazı başvurularınızda Cv yığınının üstüne çıkmanızı, biraz öne geçmenizi sağlayabilir.
En önemlisi kişisel ve mesleki gelişiminize yaptığı katkıdır. Yükselmenizi hızlandırır. Kariyer bir tarafa, ilgi duyduğunuz bir alanda daha fazla öğrenmek, mesleğinizin bir alanında uzmanlaşmak, bol bol okuyup araştırmak, üstelik bunu da alanından sayılı hocaların gözetiminde yapmak ne kadar önemli, öyle değil mi?
Üstelik mesleğinizi seviyorsanız, yüksek lisans “okul” gibi de gelmez insana… Koşarak derslere gidersiniz, kafanızda birçok soruyla.
En güzeli de sınıf arkadaşlarınızın (çoğunun diyelim) hedef ve beklentileri sizin gibidir. Onlardan da öğrenirsiniz, bambaşka bir ilişki kurarsınız.
Üstelik master yapmak için “geç kalmak” da söz konusu değil. İsterseniz 24′te isterseniz 34′te, isterseniz 44′te başlayın. Ben 37′imde yaptım! Sınıfımda yirmibeşlik de, ellibeşlik de vardı.
Özetle, iyi ki yüksek lisans yapmışım. Keşke bilseydim, dediğim şeyleri öğrenmeye fırsat vermişim. O insanlarla tanışmışım. Güçlenmişim, güçlendirmişim.
Siz de bu konuyu bir düşünün…

Değişik ve zevkli işler

Bir arkadaşım, bir bankanın sanat galerisini yönetiyor. Bankada çalışıyor ama işi sanatla…  Bir başka tanıdığım bir büyük finans  grubunun  yayınevinin başında. Yılda 4-5 proje gerçekleştiriyorlar.

Başkası, bir müzede çalışıyor. Kaynak geliştirme-yani sponsor ve proje bulma- işleriyle ilgileniyor. Onun kuzeni de müzede görevli. O da ziyaretçi ilişkileriyle ilgileniyor.

Bir başka tanıdığım da müzeci sayılır. Ama müzede sergilenecek  eserlerin hazırlanmasından, tamir bakımından, sergileme araçlarının geliştirilmesinden sorumlu. Ekibinde de bir çok uzman veya sanatçı var.

Son olarak da başka bir tanıdığımdan haber aldım. Kültür turları düzenlemeye başlayan bir turizm acentesinde işe başlamış…

Bizler kariyer yollarımıza başlarken böyle keyifli alternatifler sınırlıydı. Daha standart işlere girdik.  Oysa şimdi hem zevkinizi hem tutkunuzu hem de -güzel sanatlar okuyanlar için – mesleginizi farklı biçimde gerçekleştirmenize imkan tanıyan fırsatlar var… Biraz kıskanıyorum galiba…

Bugünün moderni, yarının popüleri

Bugünün moderni, yarının popüleridir. “Bugünü, çağdaşı, sanatı takip etmeyen, nasıl başarılı olabilir ki?”

Hiç unutmuyorum… Memet Ali Alabora bu sözleri, Birkaç sene önce katıldığım PERYÖN’ün İnsan Yönetimi Konferansı’ndaki konuşmasında söyledi.

Bugün marka yaratmak, yaratılan markaya bağımlılığı arttırmak dendiğinde ilk kurulan cümlelerden biri “içerik üretmek”, içerik üretmek bu kadar önemliyken, çalışanlar “yeni”, “öncü” içerikleri takip etmeliler, demişti. İçerik üretmenin her iş alanında çok önemli hale geldiği bir zamanda, yeni olanla bugün ilişki kuran kişi, yaratıcı zekasını ve üretimini bugün üretilen sanatla besleyebilir. Sanatta bugün üretilenler,  yaratıcı zekayı besler…

IKEA’nın mobilyaları da ilk çıktığında çağdaş ve yenilkçiydi, şimdi popüler. Bazı filmler, konseptler, tarzlar… Hepsi hayatımıza zamanla giriyor. Hem güzel sanatlarcılara, tasarımcılara, yapımcılara vb çok ihtiyaç var  – yarının popülerini yaratacak olanlara… Hem de onları izlemeye, yaptıklarını anlamaya ihtiyacımız var. Bu yarışta kalmak istiyorsak. Zekamızı besleyeceksek…  

Güzel Sanatlar, yetenek sınavlarının olduğu bugünlerde çok soru geliyor: “gelecek var mı?”. Cevap: “gelecek orada…”

Şirketler nasıl ayakta kalacak? Yaratım ve tasarımla…

Yıllardır konuşulan bazı şirket hikayeleri var tekstil ve moda alanında. Türkiye tekstil cenneti. Evet ama neden işletmeler kapanıyor? Çin daha ucuza üretiyor diye, neden iş kaybediyor? Geçmişte üretim gücü ve makina parkurlarıyla öne çıkıyordu sektör… En başlarda da ucuz işçilik ile.

Ama bugün ayakta kalmanın çok az yolu var: ihtiyaç yaratacak farklı ürün ve hizmetlerle ortaya çıkmak ve markalaşmak. Mor inek olmak. Herkesin yaptığını yaparak en fazla onlar gibi olursunuz, finansal gücü olan da kazanır, durumunu aşmak gerekli…

Krizde nasıl ayakta kalmış? Yaratıcı ve özellikli ürünleriyle. Dünyaya adını duyurmuş. Veya öyle farklı tasarımlar sunmuş ki, ucuz taklitçileri rakip bile görmemiş…

Sonuçta bugün ne iş yaparsak yapalım işin içinde yaratıcılık, tasarım var. Kitap basarken de, masa yapıp satarken de, özel okul açarken veya  kafe işletirken de…

Tekstil ve moda tasarımı, Türkiye için özellikle çok önemli. Ama bu alanda okuyanların işletmeleri, işverenleri de ikna etmesi gerekiyor. Hem okurken iyi ilişkiler kurmaları, etkili projeler yapmaları, sürekli kendilerini geliştirip yurtdışındaki tasarımcılardan farklı olmadıklarını göstermeleri… Sektör birlikte gelişiyor…

Moda ve Tekstil Tasarımı